Felsefe

Yanlışlanabilirlik

Bilim’den veya herhangi bir kavramdan bahsedecek olursak durup düşünmek gerekiyor. Çünkü kavramlar, ne kadar nesnelleştirilmeye çalışılsa da, bazen kontrol dışı öznelleştirilebiliyorlar. Bu yüzden de bir yazar, yazdığı kelimenin ne anlama geleceğini kestirmek zorundadır. Çünkü kendisi bu kelimeyi, cümle içerisinde başkalarına bir şeyler anlatmak için kullanır. Haliyle bu cümleleri okuyanın da, yazarın anlattığı konu doğrultusunda anlaşılması, ana amaçtır.

Tanımların olmamasının nasıl bir kargaşaya sebebiyet vereceğini hayal edebilirsiniz. Korkunç ve anlaşılmaz bir kaos. Bu yüzden kendi alanlarıyla ilgilenen kimseler, alanlarıyla ilgili tanımları hassas bir doğrulukla sürekli vurgularlar. Bazen bu hassasiyet, bu alanın dışındaki kimseler tarafından hor görülür. Ne gerek vardı, ne alaka, ne fark eder gibi sorularla gösterilen reaksiyon, aslında bu hassasiyeti baltalamaya yarar.

Bu doğruların belirtilme hassasiyeti baltalandığında, ortada tamamen kaostan oluşan bir şeyler oluşur. O yüzden tanımları veya konuştuğumuz konuları hassas bir şekilde doğrularına uyarak ele almalı ve konuşmalıyız.

Ben burada bilimden bahsederken, kafama göre bir bilim tanımı yapmam hiç bir fayda göstermez. Üstelik büyük bir aptallık sayılabilir. Tıpkı daha önce yapılmış ve bu alanda çalışan kişiler tarafından kabul edilmiş tanımları yok saymak gibi.

Bilim öyle kolayca hakkında hüküm verebileceğimiz bir konu değil. Bilim denilince işin içine Bilim Felsefesi dediğimiz alan da giriyor.

Bu noktada bilim tanımının günümüzde kabul edilen son halini felsefi olarak ortaya Karl Raimund Popper koymuştur. Kendisi yapmış olduğu çalışmalarla bir çok üst düzey ödülle taltif edilmiştir. Tabii ki ortaya koyduğu bilim felsefenin benimsenmesi, felsefecilerin benimsemesiyle olmamıştır. Bilim içinde uğraşan kişilerin, evet bilimde olanlar bu şekildedir demesiyle benimsenmiştir.

Burada bilim dediğimiz kavramın metafizik veya doğa dışı alanlarla iç içe geçmesinden yola çıkmıştır. Onun da cevabını aradığı sorular, öncüllerinin de düşündüğü gibi “Neye bilim denir” tarzında sorulardı.

Bir şeylerin sürekli doğrulanmasıyla, ortaya koyulan şeylerin başka şeylerle doğrulanmasıyla elimize hiçbir şey geçmiyordu. Üstelik çoğu kavram aslında ortaya atılmış olan kavramın çevresine yamanıyordu. Mesela Marksizm’in her şeyde bir marksist unsur görmesi gibi. Kendisi de gençliğinde marksist olan Popper, bu sorunu fark etmişti. Ortaya konulan felsefe ve düşünce, tek doğruymuş gibi sürekli başka sonuçlarla kendilerini doğruluyordu. Böylelikle işin içine herkesin kendisince kabul ettiği dogmalar giriyordu. Bu dogmalarla iç içe geçmiş düşünce felsefeleri bilim diye ballandıra ballandıra anlatıp, kabul edenler çoktu.

Popper çok basit ama bir o kadar da çok etkili bir düşünce attı ortaya. Bunun adı ‘yanlışlanabilirlik’ idi. Söylenen bir şey en ufak bir noktada yanlışlanırsa, o söylemin tamamen etkisiz olduğunun kabul edilmesi gerekiyordu. Ancak tabii ki yanlışlanan bir konunun doğru tarafları da olabilirdi. Zaten burada bilim o doğruları alır, yanlışlığı bulunan konuyu doğrusuyla değiştirir ortaya yeni bir sentez koyarak çalışır.

Mesele bu konuda her zaman verilen meşhur örnek şudur: “Bütün kuğular beyazdır” Güzel, kabul edilecek bir düşünce veya hipotez. Ama önemli olan kısım şudur ki: Avusturalya’da keşfedilen ‘siyah kuğular‘. Keşfedilen bir tane siyah kuğu yukarıdaki yargıyı çöpe atmıştı. Çünkü yanlışlanmıştı.

Bilimin de böyle işlemesi gerektiği sonucuna vardı Popper. Ortaya atılan hipotezin sürekli sınanması, yanlışlandığı anda o hipotezin terk edilmesi ve yeni hipotezler üretilmesi gerekliliğini ortaya koydu. Sadece bu gerekliliği ortaya koymakla kalmadı, bunun neden böyle olması gerektiğini de açıkladı.

Tabii ki bilim kavramını sadece yanlışlanabilirlik olgusuyla tespit edemeyiz. Çünkü bilimi tespit etmemizi sağlayan başka olgular da mevcut. Ancak yanlışlanabilirlik ilkesi o kadar kolay bir belirleyici ki, bilim ile bilim dışı kavramların arasına güzel bir çizgi çekiyor.

Böylece yanlışlanamayan olgu ve kavramları içeren alanların kolayca bilim olmadığı, bilimden başka şeyler olduğu gerçeği çıkıyor. Çünkü bilimin saygınlığı ve bilimin insanlığın ulaşabileceği en üst düzey ve önemde bir uğraş olduğu açık. Bazı kimseler bu saygınlık ve imajı kullanmak için yaptıkları şeyin bilim, kendilerini de bilimin adamı olduklarını iddia ediyorlar. Bunlara gerçek bilim insanları gülüp geçmekle yetiniyor. Ancak bilim adamcılığına soyunmuş kimselerin şarlatanlığı dur durak bilmiyor.

Bu yüzden kavramları olduğu gibi doğrusuyla ele alarak konuşma ve değerlendirme hassasiyetini kaybetmemek gerekiyor. Daha akılcı, mantıklı bir dünya ve insanlık için, bir kaç kişinin saçmalıklarına itibar etmemek lazım. Birilerinin toplumu aldatmak için girdiği halleri, ancak o konu da neyin nasıl olduğunu bilerek boşa çıkartabiliriz.

Böylelikle kamuoyu önünde insanları sürekli yanlışa yönlendiren, kara cahilleri de hak ettikleri cehalette boğulmalarını sağlayabiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün