FelsefeSanat

Yalnız Beşerin Eşlemleri

Yalnız Beşerin Eşlemleri

Rousseau’nun “Yalnız Gezerin Düşlemleri” kitabını, kitabın yazar öldüğü için yarım kaldığını ve okumadığım bir başka kitabı “İtiraflarım”ın aksine yalnızca kendisi için yazıldığını öğrendikten sonra aramaya koyuldum. Genellikle tercih ettiğim üç dört sahafta bulamadıktan sonra kitabı istemeyerek Yason yayınlarından edinmek zorunda kaldım. Eskişehir merkezli bu yayın, yine onun gibi İnsancıl Kitabevine halis olan Dorlion yayınevi gibi berbat baskılara imza atıyor. Çevirinin fena olmaması gerçeğini kabul ederek harf ve baskı hatalarından duyduğum memnuniyetsizliği dile getirmek zorundayım.

Kitap, Fyodor’un “Yeraltından Notlar”ı ve Tolstoy’un “İtiraflarım”ı, hatta Nietszche’nin Ecco Homo’da da bahsetmekten çekinmediği “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabı gibi derin düşünülmüş ve dünya tarihine geçmiş bu isimlerin bu kitaplarda yaptığı gibi, şahsa indirgenerek yazılmış.

Dostoyevski borçlarını ödemek için kitap yazmak zorunda kalan bir kumarbazdı. Suç ve Ceza’dan önce Yeraltından Notlar’ı yazmış, ondan sonra ise daha fazla avans alabilmek adına Kumarbaz kitabını tam yirmi beş gün içinde bitirmişti. Kumar bağımlılığı onun kaba ve düşüncesiz biri olduğu izlenimini uyandırsa da Dostoyevski’nin iki çocuğu vardı ve her gece yatmadan evvel onlara kitap okurdu. Öyle ki acılarını dindirmek için akciğer yetmezliği teşhisine rağmen sigara içmeye devam etmiş Dosto, aynı zamanda bir çay tiryakisidir. Öldüğünde ise kızı sigara pakedinin üzerine “28 Ocak 1881, babam bugün öldü” yazmıştır. Şimdilerde bir müzeye çevrilen evinde, St. Petersburg’ta bu sigara pakedini hala görmek mümkündür. Kendisi ne kadar Puşkin’i fikir babası olarak kabul ediyor olsa da özellikle İnsancıklar’a dek yazılmış bütün eserlerinde Gogol izi sürmek çok kolaydır. İki yazarın kitaplarında da olaylar genellikle St. Petersburg’ta geçerken paltoların ve soğuğun imgelemine bolca yer verilerek Rus edebiyatının en sağlam taşları bu kitaplarda dizilmiştir. Dosto’nun öldüğünde durdurulan saati ölümünün ardından bir daha hiç çalıştırılmamıştır. Bu evde hala o yaşamın ağırlığını görmek mümkündür. Keza Yeraltından Notlar da yaşadığı atmosferi algılamak için doğru bir adrestir. Babası tarafından ötekileştirilmiş, insanların dışladığı, sözlerine tamah etmediği Dosto’nun yarattığı Zverkov karakterinde babasını yahut karşısına aldığı tüm duyarsız ve duygusuz insanlığı bu kitapta canlandırmak istediğini tahmin etmek zor değildir. İbreyi Tolstoy’a çevirdiğimizde karşılaştığımız şey biraz daha farklıdır, klasik bir Rus Romancısı, bir edebiyatçı olarak bilinen Tolstoy’un önce bilimsel dağarcığı, sonra ise kafasında, kitaplarının altyapısında barınan felsefi teşhisler İtiraflarım kitabında göze çarpmaktadır. “İnsan Neyle Yaşar” ya da “Efendi ile Uşağı” gibi kitaplarında İlahi yahut ahlaki denilebilecek mesajlar verilmiştir. İtiraflarım kitabında ise bunların, o dönemin yazarları tarafından topluma kendilerinin sahip olduğu şahsi düşüncelerden kaynaklı öğretiler olmadığını, bilmedikleri bir şeyleri, sürü mantığı ile öğretmeye çalıştıkları anlatılır. İtiraflarım; bilimsel örneklerle yazılmış ve yazarın dünya görüşünü, psikolojisini tam olarak açıklamış, kısa ve öz bir kitap olmakla birlikte bence bir felsefe kitabıdır. Şüphesiz bu iki kitap gibi Nietszche’nin de sonunda olay örgüsü ile bağdaştırarak bitirdiği “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabında çeşitli siyasi yahut toplumsal göndermelere de başvurarak üst insan tanımı yapması, yine aslında şahsına indirgediği fikirleri açıklama çabasındandır. Platon’un Devlet kitabı için ifade ettiği böyle bir devletin var olamayacağı fakat herhangi bir devletin o ütopyaya ne denli yaklaşırsa o denli ideal olacağı kanaatinden yola çıkacak olursak Nietszche’nin üstinsan manifestosu olan bu kitabını daha iyi anlayabiliriz. Görüldüğü üzere başta bahsettiğim üç kitap da, bize “Yalnız Beşerin Eşlemi” olan bu üç yazar hakkında yüzlerce sayfayı teşkil eden kitaplarında bulamayacağımız kadar büyük ipuçları veriyor. Bu üç kitabı okumak elbette benim de şahsi tavsiyemdir fakat mesele bu kitapların sonuçlarına değil, sebeplerine odaklanmakta. Yani asıl kazanım, bu kitapları okuyarak bir şeyler idrak etmekte ya da bu kitapları okuyarak birtakım sonuçlar elde etmekte değil, Platon’un filozof tanımından yola çıkarak onların arkasındaki gerçekleri görmektir.

Yalnız Gezerin Düşlemleri de böyle bir kitaptır. Yazarın arkasında kalanları anlayabilmek adına kullanılabilecek çok iyi bir anahtardır. Okuduğum en iyi düşünce kitaplarından biri olduğunu kabul ettiğim Yalnız Gezerin Düşlemleri, bende dünyanın en büyük devrimine fikir babalığı etmiş olan Rousseau’nun, hareket kabiliyetini kısıtlayan bir tabutta yaşadığı izlenimini uyandırmıştır. Bu fikrimi, kitapta yer alan bir pasajın eşlemi ile desteklemek isterim:

“İnsanlar beni olduğumdan başka türlü görmekte diretiyorlar; bana bakmak onların insafsızlık damarlarını eyleme geçiriyorsa, kendilerine görünmekten kaçınmak, ancak aralarından yitmemek gerekir; benden kaçmak, dolaplarını gizlemek, gün ışığından sakınmak onlara düşer. Bana gelince, beni görme güçleri varsa, ne âlâ; ama göremezler: benim yerime, bol bol nefret etmek için kendi gönüllerine göre yarattıkları Jean-Jacques’ı görecekler. İşte bunun içindir ki beni gördükleri biçim ve biçemden dolayı üzülmem, yanılgıdır; onlarla ilgilenmemeliyim bile; çünkü böylece gördükleri ben değilim.”

Şüphesiz bu satırlar onun yalnızlığını dile getirmekle görevli olarak yazılmış ustaca ifadelerdir. Zira anlaşılmamak, yalnızlığın en kuvvetli alamet-i farikasıdır. Bu sözlerin bir yaşanmışlıklar silsilesi üzerine sarf edildiğine de hiç şüphe yoktur. Bunu şu sözleriyle de desteklemek mümkündür:

“Gücüyle insanların üstüne çıkanlar, insanın zayıflıklarının da üstünde olmalı: yoksa bu güç çokluğu, onu, benzerlerinin üstüne çıkarmaz; tersine, altına indirerek herkesin düzeyinde kalsaydı koruyabileceği kişiliğinin düzeyini bile düşürür.”

Rousseau, dünyanın en büyük devrimine yol açacak fikirlerini de duyduğu memnuniyetsizlikler üzerine inşa etmiştir. Zira daima büyük düşünceler büyük problemlerin karşısında ortaya çıkabilmiştir. Büyük ilaçlar büyük hastalıkları tedavi etmek için icat edilmiş, doktorlar ölümcül hastalıklara çare buldukları nispette büyüklük ilan edebilmişlerdir. En kudretli iman, imansızlığın ve fütursuzluğun doğduğu betonlardan fışkırmıştır bir çiçekmiş gibi. En büyük komutanlar en büyük savaşlarda ilan etmişlerdir, büyüklüklerini. Ancak hiçbir zaman bir doktor, ilacı için kullanabileceği bir merhemi kullanmamakla daha büyük bir doktor olacağını düşünmemiş; büyük komutanlar yoksuzluklara göğüs germekle birlikte ellerindeki silahları kullanmaktan çekinmemişlerdir. Rousseau topluma olan faydasını dizginleyen “anlaşılmamak” hastalığının onu büyüttüğünü belki kabul ederdi fakat onu bir noktadan sonra çözüme kavuşturabilmek muhtemelen onun bile daha büyük bir isim olmasına yol açabilirdi. Çünkü o öldükten sonra da olsa bir şekilde anlaşılabilmişti. Ne yazık anlaşılamamış ve anlaşılamayacak olanlara…

Bütün bunların ışığında konuşacak olursak Rousseau anlaşılamayarak ve yalnızlaşarak ölmüş bir adamdır. Öldüğünde henüz anlaşılmamış olduğuna göre, sonradan anlaşılan Rousseau, onun bedenini değil fikirlerini teşkil etmektedir.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün