BilimUzay

Kara Delik Nedir?

Kara Delikler Hangi Özelliklere Sahiptirler?

Kara delik için uzayda tespit ettiğimiz en garip şeylerden birisi diyebiliriz. Tespit etmek kolay olmadığı gibi, onun hakkında bilgilere ulaşmak da zor. Neyse ki ben bu satırları, teknolojinin kara deliği fotoğraflama başarısını yakaladığı günlerde yazıyorum. Üstelik kara delik hakkında yapılacak bütün bu konuşmalar, artık onun çekilmiş fotoğrafı gölgesinde olacaktır.

Sırayla tek tek kavramlara değinmek, kara delik konusunun detaylı bir şekilde anlaşılmasını sağlayacaktır. Zor bir konu olduğu için iç içe girmiş bir yazı stili onu anlamayı zorlaştırır.

Her şeye en baştan başlamak gerekir. Bunun için ilk defa kara delikten nerede bahsedildiğini bulmamız lazım. Daha sonra kara deliğin ne olduğunu anlatmaya geçmeden önce kronolojik sıralama yaparak, kara deliğin tarih süreci içerisinde aldığı hali ortaya koyalım.

Kara delik hakkında ilk ipucu

Kara delik garip bir yapı olması nedeniyle, insanlar üzerinde fazlasıyla merak uyandırmıştır. Kara deliğin kendi yapısı insan sağduyusuna çok farklı gelen özellikler barındırıyor. Bu etkiler onu ilgi çekici bir konu haline getirdi. Kara deliğin geniş kitleler tarafından bilinmesi ise, popüler bilim alanında çaba harcayan bilim anlatıcıları ve bilim insanları sayesinde oldu. Bu konuda en çok emek harcayan kişi geçen yıl hayatını kaybeden Stephen Hawking idi. Bu alanda yazdığı popüler bilim kitapları ve makaleler onlarca dile çevrilip, milyonlarca kişi tarafından okundu. Hawking aynı zamanda kara deliğin çözülmesi hakkında da ciddi çalışmalar yapmış, katkı sunmuş birisidir.

Peki kara delik hakkındaki ilk ipucu nereden çıktı? Bunun yanıtını sadece kara delik özelinde veremeyiz. Çünkü aynı ipucu bizim dünyayı algılayışımızda da büyük etki yapmış bir kavramdır.

İlk ipucu: Kütle çekimi!

Kara deliğin çevresindeki her şeyi, ışığı dahî kendisine çektiğini biliyoruz. Bu etki kütle çekim etkisidir. Kara deliği, kara delik yapan bu özellik olduğu için ilk ipucu olarak kütle çekim kuvvetini söyleyebiliriz. Burada hemen yer çekimi ile kütle çekim kavramlarına bir açıklık getirelim. Bu kavram ilk defa 1687 yılında Isaac Newton tarafından ‘Principia‘ adlı kitapta açıklandı. Bu insanlık tarihi açısından çok önemli bir nokta oldu. Burada bakış açısından dolayı bir yüzeysellik söz konusu. Çünkü bahsettiğimiz çekim etkisi genellikle elmanın yere düşmesi ve dünyanın çekirdeğinin bizi çekmesiyle anlatılmaktadır. Bu yüzden bu etkiye yer çekimi etkisi deniyor. Ancak bu etki sadece yer ile diğer cisimler arasında gerçekleşen bir etki değildir. Newton, elmanın yere düşmesinden, ayın da dünyaya düştüğünü anlamış oldu. Ayın bizim çevremizdeki dönüşünü, bu düşmeyle açıkladı. Aynı şekilde bu açıklama diğer gök cisimleri için de geçerli oldu. Tabii kesin doğru hükmünde değildi. Çünkü gezegen sisteminde açıklayamadığı bazı hareketler mevcuttu.

Isaac Newton
Isaac Newton

Bur konuda dilin bilim ile kesişmesi gerekiyor. Çünkü bu etkinin ana konusu ‘yer‘ değil. Ana etkiyi sağlayan şey ‘kütle‘. Çünkü diğer gezegenlerin de, yıldızların da, gök cisimlerinin de, dünyada bulunan maddelerin de sahip olduğu bir etkidir. Etrafımızda duran cisimlerin de sahip olduğu bir etkidir. Bunun sonuçları günümüzde çok daha net görüldüğü için artık kütle çekim ismi daha da yaygınlaşmaktadır.

Kütle çekim, kütlesi olan cisimlerin, birbirleri arasındaki uzaklıkla bağlantılı olarak birbirlerine çekim uygulamasıdır.

Kara delik için kütle çekimi konusu sadece oluştuktan sonrasını ilgilendiren durum değildir. Kara deliğin oluşmasında da kütle çekim rol oynamaktadır. Bir yıldızın kara delik haline gelmesi, bu kütle çekim etkisi sayesinde olur. O yüzden bugün bildiğimiz kara delik için, ilk ipucunu kütle çekim etkisinde göstermek yanlış değildir.

Kütle çekim kara deliğin oluşmasında nasıl rol oynar?

Basitçe kara deliğin nasıl oluştuğunu soralım. Cevabı, ölü bir bir yıldızın kendi üzerine çökmesiyle oluştuğu olacaktır. Peki bir yıldız kendi üzerine nasıl çökmektedir? Astronomide bahsedilen çökmek bizim dünyamızda gözlemleyip çökme diye isimlendirdiğimiz kavramla aynı mıdır?

Hayır, değildir. Burada kullandığımız çökme kavramı daha karmaşık yapıya sahiptir. Bir yıldızın sahip olduğu kütle çekimi etkisinden dolayı diğer nesneleri kendi merkezine çekmesine kütle çekimsel çökme denir. Bu çökme tüm yıldızlarda olan bir durumdur. Ancak tüm yıldızların kara deliğe dönüşmemelerinin sebebi, bunu dengeleyici etkinin olmasıdır. Kütle çekimini ters yönde etkileyen iç basınç bir dengeleme sağlamaktadır. Kütle çekim, yıldızın merkezine doğru bir çekim etkisidir. Yukarıda bahsedilen iç basınç etkisi de dışarı doğru olan bir etkidir. Kütle çekim etkisine zıt yöndedir. Yıldızdan dışarıya doğrudur. Gördüğünüz gibi iki zıt yöndeki kuvvet, zıt olmalarından dolayı dengeyi sağlayabilmektedir.

Ancak kütle çekimi, iç basınçtan daha fazla olursa denge bozulur ve madde içeri doğru çökmeye başlar. İç basıncın dışarıya doğru, kütle çekimine ters yönde olduğunu hatırlayalım. Böylelikle zihnimizde daha kolay canlandırabiliriz. Dışarıdan içeriye doğru olan etki, içeriden dışarıya doğru olan etkiden fazla olduğunda içeriye doğru bir çöküş başlar. Neticede bunu dünyada da gözlemleyebiliriz. İki cisme karşılıklı kuvvet uygularsak, kuvvetin fazla olduğu taraf, kuvvetin az uygulandığı tarafa doğru harekete geçecektir. Bu çökme durumu da bu şekildedir. Kütle çekim, iç basınçtan fazla olduğunda başlar. Yukarıda bahsettiğimiz gibi denge durumu bozuldu. Devamında bu çöküş iç basıncı arttırıp maddeyi kütle çekim ile dengeleyene kadar devam eder. Yeni bir denge durumuna ulaştığında durdurulabilecek bir daralmaya maruz kalacaktır. Böylece yıldız ömrü boyunca sahip olduğu kütleye bağlı olarak şu üç şekilde hayatına devam edecektir;

Beyaz Cüce, Nötron Yıldızı ve Kara Delik.

Bu olay her yıldızın kara delik olmayacağını açıklayan bir durumdur. Kara delik, bu denge bozulmasından sonra tekrar denge durumuna geçmediği için kara delik halini alır.

Yukarıda görüldüğü gibi kara delik konusunda kütle çekim yani yer çekimi diye bildiğimiz etki önemli bir yere sahiptir. Böylece kara deliklerden habersiz, bu konu hakkında ilk adım 1687 yılında Newton’un yayınladığı Principia adlı eserle başlamıştır.


İkinci adım: John Michell!

John Michell’in amacı bir yıldızın kütlesini belirmekte kullanılabilecek kullanışlı bir yöntem bulmaktı. Böylelikle yıldızlar ve ışıklarla uğraşmış oluyordu. Çalışma alanı içerisine ‘kaçış hızı’ kavramı da giriyordu. Kaçış hızı veya kurtulma hızı cismin kendisini etkileyen kütle çekim alanından kurtulabilmesi için ulaşması gereken hızdır. Çalışmaları sayesinde ‘kaçış hızının’ yıldızın kütlesi ve büyüklüğü tarafından belirleneceğini anlamıştı. Böylece bir yıldız çok büyük olsaydı ve yer çekimi o kadar güçlü olsaydı, kaçış hızının ışık hızıyla aynı olması durumunda ne olacağını düşündü.

John Michell
John Michell

Böylece ışığın hızından fazla kaçış hızına yani ışığı da içine çekebilecek kütle çekim etkili büyük bir cisim olabileceği kanaatine varmıştı. Bu sonuca şu şekilde ulaştı;

“Güneşin beş yüz katı kadar yarı çapında ve aynı yoğunluğa sahip bir kürenin, ışığın diğer cisimlerle birlikte kütlesi ile orantılı olarak aynı kuvvet tarafından çekildiğini varsayarak böyle bir cisimden yayılan tüm ışık, kendi uygun yer çekimiyle ona geri dönecekti.”

Bu görmüş olduğunuz tanım 1783 yılında yapıldı. Newton’un kütle çekim etkisini yayınladığı Principia adlı eserinden 96 yıl sonra. Gördüğünüz gibi bir cismin, sahip olduğu kütle çekim etkisiyle ışığı kendisine çekeceğini anlatıyor.

Üçüncü adım: Laplace!

Pierre Simon Laplace, Michell’den 16 yıl sonra Le Système du Monde isimli eserinde “[Bu], evrendeki en büyük aydınlık cisimlerin bu sebeple görünmez olmaları mümkündür.” cümlesiyle kara delikleri ön görmüş oldu. Ayrıca kara deliklere dair yer çekimi çok yüksek olan nesneler tarafından ışığın yakalanmasına benzer bir ışık kavramını önerdi.

Simon Laplace
Pierre Simon Laplace

Sıradaki adım: Efsane dahi Einstein!

Einstein bulmuş olduğu izafiyet teorisi ile dünyayı algılayışımızı tepe taklak etti. Yaklaşık iki yüz yıl süren Newton hakimiyetini sonlandırmış oldu. İnsanlar Newton’un bulduklarıyla her şeyin çözüldüğünü sanıyordu. Hatta Alexander Poppe

“Doğa ve doğanın yasası, karanlıkta saklıydı.

Tanrı: Newton olsun! Dedi ve her şey aydınlandı.” yukarıdaki satırları yazmıştı.

Albert Einstein
Albert Einstein

Einstein 1915 yılında Genel Görelelik Teorisi’ni yayınlayarak uzay zaman eğriliğini tahmin etti. Tabi bu eğriliğe giden yolda Riemann Geometrisi olduğunu belirtmek gerekir. Riemann 1854 yılında ilk derslerini vermeye başladığında Riemann geometrisi dediğimiz kendi kuramını kurmaya başladı. Riemann bu kendisinin kurduğu kuramda uzayın eğrili kavramından bahsederek, Einstein’in görelelik kuramının yolunu açmış oldu.

Einstein’den sonra Schwarzschild!

Einstein Özel Görelelik teorisinden 10 yıl sonra yazdığı Genel Görelelik büyük etki yarattı. Bu teoriye karşı ön yargı olduğu gibi ısrarlı bir reddetme arzusu da söz konusuydu. Hatta bu yüzden Einstein’e karşı kitap ve makaleler yazılmıştır. Ancak Einstein gayet rahattı. Çünkü söyleyebileceği şeyin ispatı vardı. O yüzden kendisine karşı olanlara “eğer haklı olsalar bir tanesi yeter” diyordu. Çünkü gerçek dediğimiz şeyin böyle bir etkisi vardır. Nitekim Einstein’in söyledikleri doğrulanabildi. Ondan yıllar sonra da onun dediğini doğrulayan gözlemler ve sonuçlara ulaşıldı. Einstein’in teorisinde bazı eksiklikler varsa da ki kendisi de bunu ifade etmiştir, onlar da gelecekte çözülmeyi beklemektedir.

Ancak Einstein’in bu kadar anlamsız kaldığı dönemde, onu çok net anlayan birisi vardı. Einstein’in yazdığını fazlasıyla anlayan Karl Schwarzschild, Einstein’in teorisini yazmasından bir yıl sonra kara delikleri tanımlayıcı açıklamalar yaptı. Yaptığı bu tanımalama Einstein’in Genel Görelelik Teorisi’ni kullanmasıyla mümkün oldu. Kara deliklerin tanımlanan yer çekimi yarı çapı(olay ufku), Schwarzschild’a ithafen Schwarzschild yarı çapı olarak bilinir. Bu yüzden kara delikler ile ilgili açıklama okurken mutlaka Schwarzschild ismini duyarsınız.

Karl Schwarzschild
Karl Schwarzschild

Schwarzchild yarı çapı, kara deliklerin yer çekimi yarı çapını ifade eden bir kavramdır.

Schwarzchild’den sonra kara deliğe karşı çıkanlar!

Biz bugün kara delik hakkında çok fazla bir şey bilmesek de, bildiğimiz kadarıyla onun yapısı bize garip ve korkunç gelmektedir. Çünkü dünyamızı, evrenimizi çok garip bir sona sürükleyebilecek potansiyele sahiptir. İnsan sağ duyusunun -şimdilik- algılayamadığı özellikleri mevcuttur.

Yukarıda Einstein’in teorisine çok fazla karşı çıkıldığını yazmıştık. Çünkü o da insan sağduyusuna ters şeyler barındırıyor, sağduyuya ters şeylerin oluşmasına yol açıyordu. Tıpkı kara delik gibi.

Kara delik fikrine kimlerin karşı çıktığını öğrenmek sizi şaşırtabilir. Bunlardan birincisi Albert Einstein, ikincisi ise Einstein’in izafiyet teorisini kanıtlayan gözlemi yapan Sir Arthur Eddington’tur.

Sir Arthur Eddington
Sir Arthur Eddington

Aynı şekilde Einstein’in teorisi, Kuantum Fiziğini de başlatmış oldu. Çok gariptir ki Einstein uzunca bir süre ona da karşı durdu. Sonuç olarak gözlemlenebilen, deneysel olgular gerçekliğini ilan etti. Artık kuantumun da kara deliğin de gerçek olduğunu biliyoruz. Hem de net bir şekilde.

Kara deliğin oluşumuna kim karar verir? Cevap: Chandrasekhar!

Her yıldızın kara deliğe dönüşmeyeceğini yukarıda bahsetmiştik. Zaten durum böyle olsaydı evren köstebek yuvaları gibi kara delikten geçilmezdi. Sahi, bir yıldızın kara delik olmasına kim karar veriyor?

Kendisi mi? Çevresinde bulunanlar mı? Kütlesi mi?

Kara deliğin oluşması, yıldızın kütlesine bağlıdır. Aynı zamanda yıldızın geçebileceği iki form daha mevcuttur. Bunlar Beyaz Cüce ve Nötron Yıldızı dediğimiz durumlardır. Bir yıldızın bu üç seçenekten herhangi birisine dönüşmesi yıldızın kütlesine bağlıdır. Bunu de keşfeden Hintli fizikçi Subrahmanyan Chandrasekhar’dır. Chandrasekhar, kütle sınırlarının anlaşılmasına yol açan beyaz cüceler teorisinde öncü bir isimdir. Bir yıldızın bildiğimiz üç seçenekten hangisine dönüşeceği ile ilgili kütle limitlerini de 1935 yılında bulmuştur.

Subrahmanyan Chandrasekhar
Subrahmanyan Chandrasekhar

Böylece artık bir yıldızın öldükten sonra beyaz cüce mi, nötron yıldızı mı yoksa kara delik mi olacağını anlaşılmasını sağlamıştır.

Böylece kara deliklerin bilim dünyasındaki popülaritesi daha da artmış oldu. Çünkü onların oluşma şartlarından birisi olan kütle durumu çözüldü.

Kara delik, kara delik diyip duruyoruz. Sahi nereden çıktı bu kara delik isimlendirmesi?

Kara deliğin niye kara delik denilmesiyle birlikte sahip olduğu özellikler, tarihi sıralamadan sonra aktarılacaktır. Burada kara deliğin niye kara delik olduğunu bahsetmeden, bu isimlendirmeyi kimin yaptığını söylemek gerekir.

Kara delik isimlendirmesi 1967 yılında John Wheeler tarafından yapılmıştır. Aslında tam o tarafından yapıldığı söylenemez. John A. Wheeler New York’ta bir konferansta iken, seyirciler tarafından bağrılan bir öneriyi kabullendi. Bir yıldızın, fizik için korkunç bir durumda olmasını dramatize ederek kara delik ismini kullandı.

John Archibald Wheeler
John Archibald Wheeler

Bu kadar teori fazla, gözlem gerek. O yüzden Jocelyn Bell-Burnell!

Tarihi sıralamalardan bahsederken yılların kaç olduğunu belirtiyoruz. O tarihteki teknolojiyi tahmin etmek güç olmasa gerek. Einstein teorisini hiçbir gözlem desteği olmadan yazdı. Sonradan gözlemler ile kanıtlandı. Yıldızların oluşumu ile ilgili üç farklı ihtimalden bahsetmiştik. Peki bu ihtimalin gerçekleşmiş olduğu bir form görülmüş müydü?

İşte onun cevabı tam olarak burada evet. Aynı yıl Jocelyn Bell-Burnell bir nötron yıldızını keşfetti. Keşfettiği şey aslında Pulsar denilen bir gök cismiydi. Pulsar, bir Nötron Yıldızı türüdür. O yüzden Nötron Yıldızı demekte bir sakınca yok. Ancak şunu belirtmek gerekir ki 1974 yılında Nobel Fizik Ödülü Pulsar konusunda çalışma yapan başka iki isme gitti. Çünkü Jocelyn Bell-Burnel bir nötron yıldızı keşfettiğinde yüksek lisans öğrencisiydi. Neyse ki geç de olsa biraz adalet yerini buldu. Jocelyn’nin buluşundan tam 51 yıl sonra, ona üç milyon dolarlık Özel Atılım Ödülü verildi.

Yüzyılımızın en önemli fizikçisi sahnede. Stephen Hawking!

Üniversite yıllarında ona çok kısa sürede öleceği söylense de o asla pes etmedi. Merak ve tutku onu hayatta tuttu. Bir de Cambridge Üniversitesi’nin ona seferber ettiği imkanlar, onun işini kolaylaştırdı.

İşte yaptığı işlerle büyük işler başaran Hawking, kara delikler konusunda 1970 yılında sahneye çıktı. Hawking, 1970 yılında modern kara delik teorisini tanımladı. Bundan sonraki çalışmalarında bir yandan evren ile ilgili bilinmeyenleri çözmeye çalışırken, bir yandan bunu Popüler Bilim ile halka anlattı. Herkesin öğrenmesini ve heyecan duymasını arzuluyordu. Bir ömür böyle geçtikten sonra geçtiğimiz yılın Mart ayında hayatını kaybetti.

Stephen Hawking
Stephen Hawking

Çözülemeyen gizem: Cygnus X-1!

Aynı yıl yani 1970 yılında kara delik olduğu tahmin edilen, kara deliğe aday bir cisim gözlendi. Bu Cygnus X-1, radyasyon yayıyordu. Hawking’in teorisinden bildiğimiz üzere kara delikler radyasyon yayıyor. Hatta bunun ismi Hawking Işıması‘dır. Bu Cygnus X-1 bulduğumuz ilk kara delik adayıydı. O zaman bu gözlem X ışınları yayması sayesinde gerçekleşmişti. İlk kara delik adayı olmasından dolayı, üzerine de düşülmüştür. Fakat kara delik olup olmadığı belirli bir süre tartışılmıştır. Hatta Hawking ile Kip Thorne, Cygnus X-1’in kara delik olup olmadığı hakkında iddiaya girmiştir. Stephen Hawking, bunun bir kara delik olmadığını savunmuştur. Daha sonra ortaya çıkan bulgulara göre Cygnus X-1 büyük oranda kara delik olarak kabul gördü. Böylece Hawking ile Thorne’nin dostça girdiği iddia Hawking aleyhine sonuçlandı.

Sondan bir önce… Keşfedilen ilk etki: Hubble Uzay Teleskobu!

Tarihler 1994 yılını gösterdiğinde Hubble Uzay Teleskobu sahnedeydi. Hubble, dünyadaki araçlarla dünyada yapılan gözlemlerin yetersiz bulunmasıyla yapılmış bir araçtır. Adı üstünde Uzay Teleskobu’dur. O dönemin teknolojisiyle yapıldıktan sonra uzaya yollanarak, oradan görüntüleri elde etmiştir. Ve geçtiğimiz yıl görevini tamamlayarak emekli edilmiştir.

Hubble gözlemleyebildiği her şey ile ilgili bir sürü veri topladı. Bu verilen açıklanması dünyadaki bilim adamlarına kalıyordu. Hatta bu verilerde bazı olgular, yıllar sonra keşfedilmişti. Buna FRB’yi (Fast Radio Burst) örnek verebiliriz. FRB işte böyle bir toplanmış verinin analizinde tesadüf olarak keşfedilmişti.

Hubble 1994 yılında yaptığı gözlemde galaksilerin merkezinde gizlenen süper kütleli kara delikler hakkında en iyi kanıtı elde etti. Uzay Teleskopu Görüntüleme Spektrografı (STIS) adlı bileşeninde yaptığı gözlemde; Galaksilerin merkezinin çevresinde büyük yörüngeli hızlar ve çok küçük bir bölgede büyük bir kütle ortaya çıkardı. Bu da ancak kara delikler ile açıklanabilen bir durumdu. Böylece kara delikler hakkında çok somut bir bilgi elde edilmekle beraber, her galaksinin merkezinde oldukları tahmin edilmiş oldu.

Einstein’i ve kara deliği doğrulayan etki: Kütle Çekim Dalgaları!

Einstein’in 1915 yılında ön gördüğü kütle çekim dalgaları, matematiksel olarak dolaylı olarak kabul görmüştü. Ancak fiziki bir gözlem henüz yoktu. O gözlem 14 Eylül 2015 tarihinde yapılarak, kütle çekim dalgaları gözlenmiş oldu. Bu gözlem 1.3 milyar ışık yılı uzaklıktaki iki kara deliğin çarpışması sayesinde elde edildi. Bu gözlemi LIGO yaptı. Yani Laser Interferometer Gravitational-Wave Observatory. Anlamı; Lazer İnterferometre Yerçekimi-Dalga Gözlemevi. Einstein’in bugüne kadar olan matematik aracılığı ile olan doğrulaması; kara deliğin yarattığı yer çekimi dalgalarının geçmesinden kaynaklanan uzaydaki çarpıklıkları fiziksel olarak algıladığında değişti!  Gözlemevi bunu “LIGO’nun keşfi, insanlığın en büyük bilimsel başarılarından biri olarak tarihe geçecek.” şeklinde betimliyor.

İki dönen kara delik tarafından üretilen yer çekimi dalgalarının gösterimi. (Resim: Henze / NASA)

Son adım: Kara Delik Fotoğrafı!

Kara Delik
İlk defa EHT tarafından elde edilen kara delik resmi.

Çok uzun zaman önce başlayan macera, bir sürü teori, bir çok gözlem ve sonuç.. Çok büyük bir çaba sayesinde kara delik gözlemlenmiş oldu. Bu, önceden hayal bile edemediğimiz şeyin nasıl bir şeye benzediğini görmek oluyor.  Bunun hakkında fazla söz etmeden, o büyük başarıya, fotoğrafa bakalım. Böylece kara deliğin tarihi süreç içerisinde gelmiş olduğu son noktayı koyalım.

Artık kara delikleri tanıma vakti!

Kara delikler hakkında ilk oluşan bilgilerden günümüze tarihi sıralamasını aktardığımıza göre artık ondan biraz bahsedebiliriz. Bir olguyu, kavramı, teoriyi anlamak, onun tarihi sürecini incelemekten geçer. Böylece insanlığın yavaş yavaş ulaştığı bilgi seviyesi ve aşamalar net bir şekilde görülür. Bu gelecek için de bize bilgi verir.

Kara delik, uzayda yer çekimi kuvvetinin o kadar güçlü olduğu ışığın kaçamayacağı bir bölgedir. Bunun nedeni maddenin çok küçük bir alana sıkıştırılmış olmasıdır. Bu sıkıştırma ölen yıldızlarda gerçekleşen bir durumdur. Yukarıda tarihi süreç içerisinde belirttiğimiz gibi her yıldız kara deliğe dönüşmez. Eğer yıldız uygun kütle şartlarına sahipse, kendi enerjisini tükettiğinde bu sıkıştırmayı uygulayarak kara deliğe dönüşecektir.

Kara delik aslında kara değildir. Çünkü kara delikten hiç bir ışık kaçamadığı için belirli bir renk özelliğine sahip değildir. Işık, ondan kaçamadığı için kara delik görünmezdir. Biz kara deliği çevresine yaptığı etkilerden tanırız.

Kara delikler üç çeşittir. Bu sınıflandırma kara delik hakkında yapılan tahmini kütleye göre yapılmıştır. Bunlar:

*İlkel Kara Delikler *Yıldız Kaynaklı Kara Delik *Süper Kütleli Kara Delik

Kara deliklerden bahsederken geçen bir Olay ufku kavramı vardır. Biliyorsunuz kara deliği görüntülemeye çalışan teleskobun adı Olay ufku Teleskobu’ydu. Elbette kara delik gözlemlenemiyor. Ancak çevresine yarattığı etki ve olay ufku sayesinde dolaylı olarak ona ulaşabildik.

Olay Ufku nedir? 

Olay ufku aslında kara deliğin çevresinde bulunan alanı ifade etmek için kullanılan bir kavram. Kara deliğin etrafında ışığın kaçamadığı alana olay ufku deniyor. Bu olay ufku dediğimiz alandan dışarıya hiç bir şey kaçamıyor. Olay ufkuna yakalanan herhangi madde de buradan kurtulamıyor. Kaçış hızı kavramından yukarıda bahsetmiştik. Olay ufku içerisinde bir nesnenin kaçış hızı, ışığın hızını aşıyor. Kaçış hızı kavramını burada tekrar edelim.

Yukarıda dediğimiz gibi kaçış hızı; cismin kendisini etkileyen kütle çekim alanından kurtulabilmesi için ulaşması gereken hızdır. Dolayısıyla kaçış hızı, ışık hızından fazla olduğunda ışık buradan çıkamıyor. O yüzden evrende en büyük hız olarak bildiğimiz ışık buradan kurtulamıyor. Tabii diğer cisimlerin hızı da kaçış hızını geçemediği için onlar da kurtulamıyor.

Böylece Olay ufkunun içinde meydana gelen herhangi bir olayı gözlemlemenin mümkün olmadığı ortaya çıkıyor. O yüzden Olay ufku isimlendirilmesi yapılıyor, ötesini göremediğimiz bir ufuk.

Olay ufkunun yarı çapı yukarıda bahsetmiş olduğumuz Schwarzschild ile anılıyor. Olay ufkunun yarı çapına Schwarzschild çapı deniyor.

Hakkında bilinmeyen, yanıtı alınamayan bir sürü soruya karşın kara delik hakkında bildiklerimiz aşağı yukarı böyle. Elbette onun hakkında bu yazıda bahsedilenden daha fazla detay var. Bazı soruları cevaplayabilmemiz için de, daha fazlasına ihtiyacımız var.

Bilim ve onun çevresinde toplanan meraklı kalabalık, cevabı bulunmayan sorulara cevap arıyor. Dünyamız için olası tehlike kaynakları hakkında bilgiye sahip olmamız, bize avantaj oluşturacaktır.

Geçmiş zamanlarda olduğu gibi, günümüzde de bilim, mutluluk ve refah sağlamaya devam ediyor. Hiç şüphesiz de devam edecek. Bu dünyada kendimiz için yapabileceğimiz en büyük iyilik, bilimin sonuçlarını takip etmek. Şüphesiz bilim de aklın yolu sayesinde takip edilir.

Aklın yolu bilime, bilim ise mutluluk ve refaha ulaştırır. Bilmek, görmeyi ve anlamayı gerektirir. Göremediğiniz kara delikler hakkında bile nelere ulaştık. Bazı şeyler dünyamızı ve insanlığı belirli bir sınır içerisinde tutar. Hiç şüphesiz en etkili sınır, zekanın sınırıdır. Onun sınırlarını zorlamak, dünyamız için yapılabilecek en büyük iyiliktir.

Zekanın sınırını zorlayarak, akılcı düşünerek, bilimin izindeyiz.

Yararlanılan Kaynaklar

1-) Regensburg Üniversitesi, Fizik Fakültesi, 2010/2011 Ders ve Seminer Metaryalleri, Kara Delikler, Nötron Yıldızları ve diğer ekzotikler konu başlığı.

2-) American Physical Society

3-)LIGO CALTECH

4-) NASA

5-) Swinburne Üniversitesi Astronomi Ansiklopedisi.

6-) Britannica, Kara delik maddesi

 

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün